adım mesut göbek adım bahtiyar

  • Rastgele
  • Arşiv
  • RSS

okan bayülgen - muhabbet kralı’nın konuğuydum:

23 mayıs 2011 günü saat 00:50 de başlayan (normalde 00:00 da başlayacak ”kitap” konusunun tartışılacağı program fenerbahçe şampiyon olunca geç başladı.) okan bayülgen’in muhabbet kralı programının konuğuydum.

bana kalırsa okuma alışkanlıkları üzerine konuşulacak çok enteresan detaylar vardı fakat program, sanki türkiye’ye kitap denilen şey yeni gelmiş ve bu kimsenin bilmediği kitap denilen şeyi ilk okuyan 10 kişi televizyona çıkıp bu tecrübeyi halka anlatıyor gibi bir durum oluştu. emre kongar program başladığı gibi beklenildiği üzere sazı eline aldı ve ilk 30 dakikayı tek başına domine etti. daha sonra telefon bağlantısıyla ece temelkuran ve oray eğin ardı ardına bağlanıp uzunca bir süre konuşunca saat neredeyse 02:30 u buldu. ertesi gün işe ya da okula gidecek çoğunluk da programın bundan sonrasını uykuya daldıkları için izleyemediler. ben de en azından benim konuştuğum anları merak edenler için bu videoyu yükledim.

neyse twitter üzerinden sorulan soruları topluca cevaplayıp, aklımda kalan bazı düşünceleri yazıp bu konuyu da kapatalım.

öncelikle çok kişi neden saat 03:30 a kadar hiç konuşmadım diye hem bana hem de okan bayülgen’e veryansın etmişler. haklılar ama benim konuşmama sebebim laf etmek için boş laf etmemekti. okan bayülgen programdan önce kimse soru beklemek zorunda değil, herkes kendi kendine konuşulanlara müdahale etsin ki sohbet şeklinde geçsin diye özellikle belirtmişti fakat gerçekten saat 03:30 a kadar konuşulan hiçbir konunun üzerine bir kelime dahi etmek istemedim. hele hele hakan günday orada sessiz sessiz otururken ondan önce söz almanın yanlış olacağını düşündüm.

bana kalırsa o saatte başlayan bir programa 10 kişi almak, üzerine de 2 telefon bağlantısı yapmak doğru değil. diyeceksiniz ki 10 kişi almasalar sen zaten oraya gidemezdin. bu da doğru ama gerçekleri değiştirmiyor. program 00:00 da başlasa 4-5 konuğu olsa herkes bir iki laf etmiş olmak için boş boş konuşmaz ve çok daha nitelikli tartışmalar yaşanır diye tahmin ediyorum.

bu konuda okan bayülgen’i suçlamıyorum çünkü işler böyle yürüyor. onu çağırmasa ayıp olacak, şunu telefona bağlamasa şuna ayıp olacak derken olay bu noktalara gidiyor. programda da kısaca bahsettiğim gibi gerçek hayat dediğimiz hayat, gerçek insanların yüzleriyle, adlarıyla soyadları ile katıldıkları program sanal alem dediğimiz yerden çok daha sahte. körler sağırlar birbirini ağırlar durumundan taviz verilemiyor. 10 kişi oturuyor ve her nasılsa herkes birbirini çok başarılı buluyor, telefonla kim bağlanırsa bağlansın ülkenin en önemli yazarlarından oluveriyor, herkes birbirini yıkayıp yağlıyor. suçlu ne okan ne de orada bu tiyatroyu gerçekleştirenler. ortada suçlu da yok zaten, sistem dediğimiz televizyon dediğimiz şey böyle bir şey zaten. ben orada emre kongar’ın bilgisine saygı duyduğumu ama yazdıklarını pek de beğenmediğimi söylesem, tuna kiremitçi’nin romanlarını sahte bulduğumu haykırsam, oray eğin’e ”bi sus ya çemçük ağızlı” desem ayıp olur. gerçek düşüncelerim bunlar ama gerçek dedikleri televizyon gerçek bir şey değil. fakat küçümsenemeyecek kadar çok insana ulaştırdığı için hala çok önemli. okan bayülgen’in programları için daha önce de söylediğim ”koyunun olmadığı yerdeki keçi” tanımımda hala ısrarcıyım. bu ülkenin açık ara en iyi ve en kaliteli programı ama tv böyle bir yer, herkesin birbirini kırmak, hata yapmak, ilişkileri beş dakikalık bir gazla bozmak istemedikleri bir yer ve onun için biz koyunu yerine keçiyle idare etmeye devam edeceğiz. zaten okan bayülgen’de aslında koyun olmayı çok iyi bilir ama koyun olarak bu kadar büyük bir kitleye ulaşmak mümkün olmadığı için bence keçi taklidi yapıyor. şu ana kadar koyun diyebileceğim formatta program yapan tek kişi berkun oya oldu ama programı kısa sürede yayından kalktı. ben hala programa çıkarak kendimle çeliştiğimi düşünmüyorum ve yine çağırılsam yine giderim diyebiliyorum.

son olarak programın son 3 saati inanılmaz derecede çişim geldi ve ara verilmediği için bir türlü ihtiyacımı gideremedim. saatlerce aklımdaki tek şey işemekti. kendimi kasmaktan, çişimi tutmaktan gerildim. yani baston yutmuş gibiysem sebebi heyecan değil sidikti. insanın o kadar çişi varken heyecanlanması mümkün olamıyor. finalde konu kitap fiyatlarının yüksek olmasına geldiğinde konuya girmeyi düşündüm ama program daha da uzamasın da hemen işeyim diye topa girmedim. o konudaki düşüncelerimi de buradan paylaşayım. programda söylenenlere, kitap fiyatlarının uygun olduğuna, bunun böyle olmak zorunda olduğuna, eğer ucuzlatırlarsa çeviri, dizgi kalitelerinin düşeceğine zerre inanmıyorum. bir kitaptan yazar 1-2 lira kazanıyor, çevirmenler zaten hali hazırda 3-5 kuruşa çeviri yapıyorlar yani kitap fiyatlarının yüksek olmasının temel sebebi bunlar olamaz. sebep yayınevleri daha çok kazanmak istiyorlar ve daha da önemlisi büyük dağıtıcılar neredeyse tekel oldukları için kitapları yayınevlerinden çok ucuza alıp neredeyse %100 karla okuyucuya satıyorlar. bir kitaptan en az parayı yazar ve yayınevi kazanıyor aslan payı ise dev kitabevlerinin oluyor.  aynı konuşma içersinde 1500 liraya cep telefonu alanların kitap fiyatlarının pahalılığından yakınma hakları olmadığı söylendi. kesinlikle buna da katılmıyorum. bir hazzı diğer bir haz ile karşılaştırmak zaten temelde hasarlı bir düşünce ki bu en çok ”sigara içmeyi biliyorsa kitap alabilir” olarak örneklendiriliyor. bunlar kitapların ucuz olduğunu değil sigara ve cep telefonlarının pahalı olduğunu gösterir. her şeyin ötesinde 1500 liralık cep telefonu olanlar üzerinden örnek veriyorsak ayda 300 liraya yaşamaya çalışan asıl, gerçek çoğunluğu da örneğe dahil etmeliyiz. karnını doyurmak için takla atan bir öğrenciden 20 liraya orijinal kitap, dvd, müzik cd’si almasını beklersek sadece ayıp etmiş oluruz. bence sanat zengin olmak için değil çok kişiyle yarattığın şeyi paylaşabilmek için yapılır. bunun sonucunda zengin de olunabilir, zengin olmak ayıp değildir, hatta sanattan zengin olmak herhalde ulaşılabilinecek en büyük hazdır. ama okumak isteyen, okumak için çırpınan birisi korsan kitap alıyorsa hırsız değil tam tersi alnı öpülecek insandır.

haydi hayırlı tıraşlar

    • #1 kadın 2 salak
    • #video
    • #okan bayülgen
    • #fatih aker
    • #dizüstü edebiyat
    • #livio jr. angelisanti
  • 12 ay önce
  • 29
  • Comments
  • Kalıcı bağlantı
  • Share

29 Notes/ Hide

  1. basladimyurumeye bunu mesutbahtiyar kullanıcısından yeniden blogladı
  2. isilyilmaz bunu beğendi
  3. ayarvermeenstitusu bunu beğendi
  4. princessofrain bunu beğendi
  5. nightofclouds bunu beğendi
  6. sessizlikkeskin bunu beğendi
  7. aciyokrocky bunu beğendi
  8. medusa-perseus bunu beğendi
  9. felaterpolat bunu beğendi
  10. arabayikamaliksarki bunu beğendi
  11. ayrandanadam bunu beğendi
  12. moskovdikalajdinezna bunu beğendi
  13. eznora bunu beğendi
  14. nottevolpe bunu beğendi
  15. akselz bunu beğendi
  16. orhangunesh bunu beğendi
  17. iyiydiklan bunu beğendi
  18. kankiolabiliriz bunu beğendi
  19. gujingo bunu beğendi
  20. absurdman bunu beğendi
  21. ruhimucerret bunu beğendi
  22. artofevre bunu beğendi
  23. kedipikolata bunu beğendi
  24. ikincinokta bunu beğendi
  25. pitisce bunu beğendi
  26. mesutbahtiyar bunu gönderdi

En güncel yorumlar

Blog yorumları Disqus kaynaklıdır
← Önceki • Sonraki →

Portrait/Logo

  • Müzikler
  • Yazdıklarım
  • Videolar
  • Foto - Resim

Buralardayım

  • @mesutbahtiyar on Twitter
  • Facebook Profile
  • bahtiyarrmesut on Youtube

Twitter

loading tweets…

  • RSS
  • Rastgele
  • Arşiv
  • Mobil

en sevdiğim günah hırkıslıktır.. Effector Theme by Carlo Franco.

Tumblr kaynaklı